İltifatı Kabul Edememek de Bir Özgüven Sorunudur
İltifatı küçültmek her zaman tevazu değildir. Bazen olumlu ilgiyi taşıyamadığını ve kendinle ilgili güzel bir fikre yer açamadığını gösterir. Peki bir iltifat sağlıklı biçimde nasıl kabul edilir?

Birisi sana “Bugün gerçekten iyi görünüyorsun” dediğinde verdiğin ilk tepki ne oluyor?
“Yok ya, saçım berbat aslında.”
Yaptığın iş takdir edildiğinde hemen şans faktöründen mi söz ediyorsun?
“Denk geldi. Herkes yapardı.”
Birisi konuşmanı beğendiğini söylediğinde konuyu hızla değiştiriyor veya ona daha büyük bir iltifat ederek ilgiyi üzerinden mi atıyorsun?
“Benimki bir şey değil, asıl sen çok iyiydin.”
Bunların çoğu dışarıdan tevazu gibi görünür. Hatta insan kendisini kibirden uzak, alçakgönüllü biri olarak tanımlayabilir. Fakat her iltifatı küçültmek, reddetmek veya hemen karşılığını vermeye çalışmak her zaman tevazu değildir.
Bazen insanın olumlu ilgiyi üzerinde taşıyamamasıdır.
Olumsuz bir yoruma saatlerce takılıp güzel bir sözü birkaç saniye içinde etkisiz hâle getiriyorsan mesele yalnızca mütevazı olman olmayabilir. Zihnindeki benlik algısı, duyduğun olumlu cümleyi kabul edecek kadar geniş olmayabilir.
İltifatı reddetmek neden tevazu değildir?
Tevazu, güçlü yönlerinin farkında olmamak değildir.
Bir konuda iyi olduğunu bilip bunu başkalarını küçültmek için kullanmamaktır. Başarını kabul edebilmek ama bütün kimliğini o başarının üzerine kurmamaktır. Güzel göründüğünü bilmek fakat herkesten üstün olduğunu düşünmemektir.
Kendini sürekli küçültmek ise başka bir şeydir.
Birisi emeğini takdir ettiğinde “Önemli bir şey değildi” demek, başarını olduğundan küçük göstermektir. “Herkes yapardı” demek, seni tebrik eden kişinin değerlendirmesini geçersiz saymaktır. Görünüşün beğenildiğinde kusurlarını sıralamak, karşı tarafın söylediği güzel sözü kabul etmek yerine onunla tartışmaktır.
Tevazu, “Ben sandığınız kadar iyi değilim” demek değildir.
Tevazu, “Bunu iyi yaptım ama bu beni herkesten üstün yapmaz” diyebilmektir.
Aradaki fark küçük görünür; fakat özgüven açısından oldukça büyüktür.
Olumlu ilgi neden bazı insanları rahatsız eder?
Eleştiri, insanın kendisi hakkında zaten inandığı bir şeyi doğruluyorsa tanıdık gelir. İltifat ise o yerleşik hikâyeye ters düşebilir.
Kendini çekici bulmayan biri “Çok iyi görünüyorsun” cümlesini duyduğunda yalnızca güzel bir söz işitmez. Zihnindeki benlik algısıyla çelişen bir bilgi alır.
Bu çelişki rahatsızlık yaratır.
İnsan bazen iltifatı kabul etmek yerine eski benlik algısını korumayı seçer:
“Öyle söylemek zorunda kaldı.”
“Kesin benden bir şey isteyecek.”
“Işık iyi olduğu için öyle göründüm.”
“Beni yakından tanısa böyle düşünmezdi.”
Zihin, olumlu bilgiyi içeri almak yerine onu açıklayarak etkisiz hâle getirir. Çünkü kendinle ilgili kötü bir fikre uzun zamandır inanıyorsan güzel bir söz seni rahatlatmak yerine savunmasız bırakabilir.
İltifatı kabul ettiğin anda görünür olursun.
Görünür olduğunda ise aynı seviyeyi koruman gerektiğini düşünebilirsin. “Başarılısın” denildiğinde bir sonraki başarısızlığının daha dikkat çekici olacağından korkarsın. “Çok iyi konuşuyorsun” denildiğinde bir gün kelimeleri karıştırırsan insanların hayal kırıklığına uğrayacağını düşünürsün.
Bu nedenle iltifatı küçültmek güvenli gelir. Beklentiyi aşağıda tutarsan kimseyi hayal kırıklığına uğratmayacağına inanırsın.
Fakat bunun bedeli, güzel olan hiçbir şeyi sahiplenememektir.
Hemen karşılık verme ihtiyacı nereden gelir?
Birisi sana iltifat ettiğinde hemen ona iltifat etmek isteyebilirsin.
“Bu ceket sana çok yakışmış.”
“Asıl seninki çok güzel.”
Bu cevap bazen doğal bir nezakettir. Fakat her iltifatta otomatik olarak ortaya çıkıyorsa başka bir şeyi gösteriyor olabilir: Üzerinde oluşan ilgiyi hızla geri gönderme ihtiyacını.
Çünkü iltifat almak, birkaç saniyeliğine konuşmanın merkezinde kalmak demektir. Karşı taraf seni görüyor, değerlendiriyor ve beğenisini açıkça ifade ediyordur. Bu ilgiyi taşımaya alışık değilsen dengeyi hemen eski hâline getirmeye çalışırsın.
İltifatın borç oluşturduğunu da düşünebilirsin.
Sana güzel bir şey söylendiyse sen de aynı anda karşılığını vermek zorundaymışsın gibi hissedersin. Böylece alınan söz, samimi bir takdir olmaktan çıkar ve ödenmesi gereken sosyal bir hesaba dönüşür.
Oysa her güzel sözün anında karşılığı verilmek zorunda değildir.
Bir iltifatı kabul etmek bencillik değildir. Karşındaki kişiye borçlandığın anlamına da gelmez. O an gerçekten onunla ilgili beğendiğin bir şey varsa söyleyebilirsin. Fakat bunu yalnızca üzerindeki ilgiden kurtulmak için yapıyorsan, karşındaki kişiye değil kendi rahatsızlığına cevap veriyorsundur.
İltifatı küçültmek karşı tarafa ne hissettirir?
Bir iltifatı reddettiğinde yalnızca kendini küçültmezsin. Karşındaki kişinin gözlemini de geçersiz hâle getirirsin.
“Bu sunum gerçekten çok iyiydi.”
“Yok, berbattı.”
Bu cevap farkında olmadan şu anlama gelir:
“Sen yanlış gördün.”
Birisi sana içtenlikle güzel bir şey söylediğinde onunla tartışmak, iltifatı daha samimi hâle getirmez. Aksine karşı tarafı seni ikna etmek zorunda bırakır.
“Hayır, gerçekten iyiydi.”
“Yok, çok hata yaptım.”
“Bence gayet başarılıydın.”
“Sen fark etmedin.”
Bir noktadan sonra konuşma iltifat olmaktan çıkar. Karşı taraf, senin kendinle ilgili olumsuz fikrini düzeltmeye çalışan birine dönüşür.
Bazı insanlar bunu farkında olmadan güvence toplamak için de yapar. İltifatı ilk seferde kabul etmek yerine reddederler; karşı tarafın daha güçlü biçimde tekrar etmesini beklerler.
“Güzel olmuş muyum?”
“Evet, çok güzel görünüyorsun.”
“Hiç sanmıyorum.”
“Hayır, gerçekten harika görünüyorsun.”
Bu döngü kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Fakat uzun vadede insanı başkalarının sürekli onayına bağımlı hâle getirir. Çünkü iltifat artık alınan bir güzel söz değil, içindeki şüpheyi susturmak için tekrar tekrar ihtiyaç duyduğun bir doza dönüşür.
Her iltifatı kabul etmek zorunda mısın?
Hayır.
Her güzel cümle samimi değildir. Bazı iltifatlar manipülasyon, yapay yakınlık kurma veya karşılığında bir şey isteme amacı taşıyabilir. Özellikle iltifatın hemen ardından sınırını zorlayan bir talep geliyorsa söylenen sözden çok davranışın bütününe bakmak gerekir.
Ayrıca seni rahatsız eden, cinselleştiren veya sınırını aşan bir yorumu teşekkür ederek kabul etmek zorunda değilsin.
Fakat burada konuştuğumuz şey farklıdır.
Güvendiğin birinden gelen samimi takdiri bile sistematik olarak reddediyorsan, asıl soru iltifatın doğru olup olmadığı değildir. Güzel bir şey duyduğunda neden hemen ondan kaçmak istediğindir.
Sağlıklı biçimde iltifat nasıl kabul edilir?
İltifatı kabul etmek için etkileyici bir cevap bulmana gerek yok.
Çoğu zaman iki kelime yeterlidir:
“Teşekkür ederim.”
Bunu söyledikten sonra birkaç saniyelik sessizliği taşı. Hemen kusur ekleme. Şaka yapma. Karşı tarafı daha büyük bir iltifatla susturmaya çalışma. Söylenen güzel sözün sende bir anlığına kalmasına izin ver.
Eğer iltifat belirli bir emeğinle ilgiliyse biraz daha açık cevap verebilirsin:
“Teşekkür ederim. Bunun üzerinde gerçekten uzun süre çalıştım.”
“Bunu duymak güzel. O konuda kendimi geliştirmeye çalışıyorum.”
“Teşekkür ederim, ben de sonuçtan memnunum.”
Bu cümleler kibirli değildir. Çünkü başkasını küçültmez, kendini abartmaz ve gerçeğin ötesinde bir iddiada bulunmaz. Yalnızca emeğini inkâr etmez.
Görünüşünle ilgili bir iltifatta da açıklama yapmak zorunda değilsin:
“Bu eski bir şey zaten.”
“İndirimden almıştım.”
“Bugün tesadüfen iyi oldu.”
Bunların hiçbiri gerekli değildir.
“Teşekkür ederim, beğenmene sevindim.”
Bu kadar.
İltifatı kabul etmek kendine inanmayı öğretir
Özgüven yalnızca aynanın karşısına geçip kendine güzel cümleler söylemekle gelişmez. Kendin hakkında gelen olumlu bilgileri sürekli reddediyorsan, zihnindeki eski hikâye hiçbir zaman değişmez.
Elbette tek bir iltifat hakikat değildir. Bir kişinin seni beğenmesi herkesin beğeneceği anlamına gelmez. Bir işinin takdir edilmesi her konuda başarılı olduğun anlamına da gelmez.
Fakat her olumlu geri bildirimi yok saymak da gerçekçilik değildir.
Gerçekçilik yalnızca kusurlarını görmek değil, iyi yaptığın şeyleri de doğru ölçüde kabul edebilmektir.
Bir sonraki iltifatta kendini izle.
Onu küçültmeye mi çalışıyorsun?
Hemen kusur mu ekliyorsun?
Karşılığını ödemeye mi uğraşıyorsun?
Yoksa birkaç saniyeliğine güzel bir sözün sende kalmasına izin verebiliyor musun?
Özgüven bazen büyük bir konuşmada, cesur bir hamlede veya dikkat çekici bir duruşta ortaya çıkmaz.
Bazen yalnızca biri sana güzel bir şey söylediğinde gözlerini kaçırmadan:
“Teşekkür ederim.”
diyebilmektir.
Konuları Keşfet
Centilmen Bülteni
Daha güçlü bir erkeğe dönüşmek için okumaya devam et.
Centilmen Kafası’nda yayımlanan yeni yazılardan ve öne çıkan içeriklerden haberdar olmak için e-posta listemize katıl.
Öne Çıkanlar
- Sponsorlu Reklam -

Bu alana reklam vermek için bizimle iletişime geçin.
İlgili Yazılar

8 Ağu 2026
Bazı insanlar hayatlarının büyük bölümünü fark etmeden kendilerini açıklayarak geçirir. Neden o işi yaptıklarını, neden başka bir şehirde yaşamadıklarını, neden bir ilişkiyi bitirdiklerini, neden bir davete gitmek istemediklerini, neden bir arkadaşlarıyla görüşmediklerini, neden daha fazla para kazanmadıklarını, neden hâlâ belirli bir hedefe ulaşamadıklarını ve hatta bazen neden yalnızca o gün konuşmak istemediklerini bile uzun uzun anlatırlar.












